Kayıtlar

2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sen

sükuneti ana yansımış bir bekleyişti ardından duyulan ilk kelimelerin sıcaklığı için ovuşturmaktan bile çekinmiştim düşüncelerimi şimdi o ses dalgaların, martıların arasından bir lütuf gibi yaz yağmuru gibi çetin bir kışın ardından..

Gidenler

ne dolunay kaldı ne gün batımı ne bir demet papatya ne yollarda otobüs camına çizilen hayaller ne de yırtık sayfalarda yazılmış bir kaç satır peki bize ne kaldı? bunca boşluk edindik yüreğimizde ferahladık mı peki? boşluklar büyüdükçe daralmaktan başka neye yaradı tek karanlığın göz kapaklarının ardı olduğunu görmekten başka..

Ada

bir ada düşün sana ait her ne varsa görebildiğin hepsinin yıkıldığını düşün orada bırakılmış bir eskisin sen.. bir oda düşün bildiğin, sevdiğin yıkılmış her ne varsa yenileri bitivermiş yoktan öze döndüğün dört duvardır işte o.. bir gidiş vardır özlemi özlediğin özleyeceğini bildiğin bir de o vardır; özlediğin işte yoktan vareden dediğim..

Silgi

sildim yazmamıştım ama sildim yazmamıştım ama yazılıydı ben de sildim..

Dost

paslanmış anılar, eksik düşünceler; hayatlar.. siyah beyaz duygular, renk cümbüşü bir kaç kalp kırıntısı, aşklar, sevgiler, kayboluşlar; hayattan sahneler.. sesler, sesler, sesler; hayat oyuncuları.. sessizlik; bir çöp kutusu..

Sustu

bir süre susacağım sanırım avaz avaz susacağım dinlensin dünya konuşmak güç istiyor sessizlik..

17. Nisan

25 senenin her bir gününde ayrı ayrı, bir bir yaşadığım hayallerime bugün yeniden giriş yaptım.. Gerçeğe birer motif, birer dalga, birer bulut oldular.. İlham kaynağımdan ziyade sen güneş oldun, yağmur oldun, rüzgar oldun.. ve ben bugün gerçek oldum.. hayaldim.. oldum.. sen bugün güneştin; içimi, ruhumu gölgelerden arındıran kalbimi ısıtan dökülmüş yaprakların yerine çiçekler açtıran bahar omzuma yasladığın başın sen bugün yağmurdun; yıllardır akmayan gözyaşım hayallerimdeki gökyüzü hayallerine dalıp gittiğimiz gerçek sen bugün rüzgardın; uzak dediğimi kanatlarının altında hemen yanıbaşıma taşıyan yanlış hisleri, boş hayalleri temizleyen kalbimi ruhuma, ruhumu kalbime kavuşturan sen bugün hayaldin; tek gerçek olan

Renksiz

...ve ben bugün tam da dünün başladığı ama yarının çoktan sona erdiği bu çarpık sokakta yürüyorum sokağın sonunda bir nehir; tersine akan tek şeymişcesine durmadan devam ediyor yoluna bir martı tünemiş nehir taşlarına yalnızca onun kanatları düzgün, yalnızca onun gagası doğru yerde kurcalıyor tüylerini göz göze geliyoruz.. ben gaklamaya çalışırken gözlerime bakıyor "uyan, uzun zamandır buradasın ve nehir kurumak üzere uyan, ve zamanın taneleri bırak kum saatinin içine düşsün yeniden" ve ben tam da dünün bittiği ve yarının hala başlamadığı bir bugündeyim şimdi an geçiyor, bir diğeri, bir diğeri daha ve bir an gelecek.. yarın başlayacak bugün bitecek, dün başlayacak martı akacak, nehir taşlara sinecek ve ben bir kez daha uyuyacağım...

Başlangıç (Bitiş)

gri kentin renk cümbüşü meydanı akın akın geçip giden düşünceler, hayaller hepsi mavi, hepsi kırmızı, hepsi yeşil bazısı gri, kimisi siyah yağmur sonrası mavisi gökyüzünde bembeyaz bulutlar şekilden şekile girmiş aralarından kayıp giden bir gökkuşağı bir yanı beyaz, bir yanı siyah ortası dumanlı ve sonunda bir hazine yine her zamanki gibi biraz toprak, bir işlemeli taş "sevgili eş", "değerli dost" "unutulmadın" işli üzerinde üstünde kırmızı, sarı çiçekler tutam tutam yeşil var gri gerçeğin bir hayali o çiçekler hayalin gerçek olanı

Yağmur Dansı

gri bulutların rengarenk damlaları düşüyor üzerime yine başladı beklediğim yağmur, şanslıyım köşe bucak kaçışanlara inat ellerim ceplerimde yürüyorum aynı sokaklarda ve bir hayalimi daha yaşıyorum yağmur olup yeniden yağıyorum kendi üzerime, yeniden ve dudaklarımdaki tat hala duruyor hala sıcak, hala sarhoş edici hala tanıdık, hala uzak sessizliğini bozan tek şey kocaman kalbinin atışları fırtına öncesinin benim yolum belli; kendim çizdim ne de olsa senin iki yolun var şimdi ya kaçar gidersin; pencerenden izlersin bu gri hayatı mavilikleriyle bölen şimşekleri her gök gürültüsünde kendi ruhuna sinersin ya da beklersin benimle aynı sokaklarda, ellerin ellerimde fırtınanın tam ortasında insanlar başları önlerinde kaçışırlarken gülümsersin tüm bu kıyametin ortasındaki sessiz adama

Şiir Dedin

ben sana kendimi anlattım sen hep şiir dedin aşkı anlattım da sen hep şiir dedin sevdamı, kavgamı anlattım göz yaşımı, bir duru tebessümü anlattım sen hep şiir dedin ben hayatı anlattım olmadı sen yine şiir dedin ben sensiz hayatı yaşadım da sen hep şiir dedin

Yalan Gerçeği

güneş batsa da ay doğar yüreğime bu ışıltının sebebi ne kadar kozmikse de bir o kadar egoist karanlıklar içerisindeyim her karanlığın sonunda aramaktan yorulan aydınlığı kendini satmıştır gölgelere, böyle mi kabul etmeli? gölgelerdeki ışığı bilir misin sen? o ışıkta yaşamaya çalışanları? gölgelerin hazzına bile muhtaç olanı? bilmezsin elbette, bilemezsin nereden bileceksin ki güneş krallığının prensesi gölgelerle savaşan birileri oldu hep senin adına sen ışıltılı rüyalar alemindeyken cehennemin en kuytu köşelerinden iblisleri kovduk bizler o iblisler ki en can dostumuz en azılı düşmanımız o gölgeler ki tek serinliğimiz sen cehennemini cennet sandığın anlarda sana melek göründük, yalancı kanatlarımızla

Bir Diğer İstanbul Masalı

bir İstanbul masalı tüm saçmalıkları tüm yalanlarıyla içi boşaltılmış dostlukları hiç yaşanmamış aşklarıyla bir dolunay masalı İstanbul bir dün, bir bugün yalanı yarının bir hayali İstanbul kendimi bildiğimi sandığım tüm İstanbul sokakları tüm anlarım, tüm gerçeklerim bir İstanbul yalanı arayıp bulamadığım

Sigara

ve bir sigara daha yenik düşüyor rutin kibrit çakma seansıma her bir nefesin arkasından yine salınıyor mavi-gri dumanı o dumanın içinde bir sürü hayaller; mutluluklar, öfkeler, intikam ve tatminler evler, arabalar, çoluk çocuk.. bazen dizi dizi hayatlar bazense tek ve yarım bırakılmış bir yaşam çektiğim ilk nefese katıyorum herşeyi verdiğim ilk nefeste ise izliyorum hayallerimi bu sefer hayallerimi çekiyorum içime diğer nefesimde sonra bir başka hayal koyuveriyorum önüme bozup bozup yeniden kuruyorum hepsini ta ki izmariti bir düşman gibi bastırıp kafasını ezene dek sonra yine gerçek, yine bugün, yine şimdi iki sigara arasına sıkışmış hayallerim, iki hayal arasında durur gerçeğim ben istemedim böyle olmasını demek kolay her neyse yine buradayım, iki arada bir gerçekte ve bir sigara daha yenik düşüyor rutin hayal kurma çabalarıma...

Hayat: Boşluk

Bir mekandasınız. Çevresinde dört adet sandalye bulunan bir masada üç kişi oturuyorsunuz. Biraz sonra yanınıza biri yaklaşıp soruyor dördüncü sandalyeyi göstererek: “Pardon boş mu?” Çok yakın bir arkadaşınızla başbaşa vermiş dertleşiyorsunuz. Sevgilinizden ayrılmışsınız. Acı çekiyorsunuz çünkü bunu dileyen siz değil sevgilinizdi. İçinizdeki hisleri anlatmaya çalışıyorsunuz sanki kelimeler yetebilirmiş gibi. Kısaca şöyle diyorsunuz: “Öyle bir his ki… sanki kendimi bomboş hissediyorum.” Canınız epeyce sıkkın. Herşeyi olumsuz ve kötümser değerlendiriyorsunuz. Ancak dostunuzun canına artık tak etmiş. Herşey gün gibi ortadayken en kuytu köşelerden tutup çıkarttığınız bu olumsuz düşüncelerden sizi kurtarmak için şöyle diyor: “Bardağın boş tarafına bakacağına dolu tarafını görmeye çalış.” Gündelik yaşamımızın içinde epeyce boşluktan bahsediyoruz. Yukarıdakiler gibi boşluğa dair yüzlerce örnek vermek mümkün. “Arkalar boş ilerleyelim baylar bayanlar” diyen otobüs şoföründen tutun da “Derslerin...

Hayat: Müzik

Hepimiz az ya da çok müzik dinleriz. Kimimizin gündelik yaşamının bir parçası, ayrılmaz bir bütünü. Kimimizin de yalnızca eğlenirken, işteyken arka planda ses olsun diye dinlediği bir şeydir müzik. Hepimiz anlamlı ya da anlamsız, derin ya da basit o sözleri dinler, o notalara mırıldanarak, ıslık çalarak eşlik ederiz. Hepimizin hayatına dokunur müzik. “Dokunan şey iz bırakır.” Yaşam felsefemiz, hayata bakış açımız, toplumun bize kazandırdığı ya da zorla kabul ettirdiği sosyal kimliğimiz, duygularımız, düşüncelerimiz dinlediğimiz müzik türünü belirler. Bazen agresifizdir; son ses rock ya da rap dinleriz. İsyanımıza eşlik eder, hayata haykırırız, kendimize haykırırız. Mutluyuzdur bazen, mutlu anlarımızı hatırlarız ya da, eskilerden kalan şarkıları seçeriz. Hareketli, cıvıl cıvıl şarkılar. Aşık oluruz. Sevgimize, acımıza göre seçilecek şarkı çoktur; insanoğlunun bilinmeyen tarihinden itibaren en büyük derdi namına bestelenmiş çok eser vardır. Toplumsal yönlendirmeler de en azından belirli ...