Hayat: Müzik

Hepimiz az ya da çok müzik dinleriz. Kimimizin gündelik yaşamının bir parçası, ayrılmaz bir bütünü. Kimimizin de yalnızca eğlenirken, işteyken arka planda ses olsun diye dinlediği bir şeydir müzik. Hepimiz anlamlı ya da anlamsız, derin ya da basit o sözleri dinler, o notalara mırıldanarak, ıslık çalarak eşlik ederiz. Hepimizin hayatına dokunur müzik.
“Dokunan şey iz bırakır.”
Yaşam felsefemiz, hayata bakış açımız, toplumun bize kazandırdığı ya da zorla kabul ettirdiği sosyal kimliğimiz, duygularımız, düşüncelerimiz dinlediğimiz müzik türünü belirler. Bazen agresifizdir; son ses rock ya da rap dinleriz. İsyanımıza eşlik eder, hayata haykırırız, kendimize haykırırız. Mutluyuzdur bazen, mutlu anlarımızı hatırlarız ya da, eskilerden kalan şarkıları seçeriz. Hareketli, cıvıl cıvıl şarkılar. Aşık oluruz. Sevgimize, acımıza göre seçilecek şarkı çoktur; insanoğlunun bilinmeyen tarihinden itibaren en büyük derdi namına bestelenmiş çok eser vardır. Toplumsal yönlendirmeler de en azından belirli bir yaşa kadar oldukça etkilidir müzik tarzı seçiminde. “Bu ne böyle marangoz atölyesinde mi kaydetmişler bunu? (metal ve rock müzik için)”, “Ne o? İçmeye mi başladın, sen şimdi çilingir sofrasıda istersin? (sanat müziği için)”, “Enstruman bile yok, bilgisayarda 3-5 efektle yapıyorlar adına da müzik diyorlar. (elektronik müzik için)”. Bu tepkilere ve bir çoğuna defalarca şahit oldum.
Peki aslında neyi dinliyoruz? Notaları mı sözleri mi? Aslında bu cevaplaması benim haddim olmayacak, müzik konusunda uzmanlık gerektirecek bir konu. Ancak çevremden feyz alarak gördüklerimi paylaşmak istedim. “Sözleri dinliyoruz ne gerek var bu soruya şimdi” de diyebilirsiniz elbette. Ancak tahmin ettiğimizden daha fazla dinlediğimizi iddia etme yüzsüzlüğünü göstermek isterim. Müzik, daha doğrusu şarkılar, anlattıkları, hatırlattıklarıyla bizlerin hayatlarına yön verir. Nasıl ki kitaplardan, televizyondan, internetten bilgiler alıp düşüncelerimizi yönlendiriyoruz, başta müzik olmak üzere sanat ürünleriyle de duygularımızı tanımayı ve görmeyi öğrendiğimizi söylemeye çalışıyorum.
Bu da bir çeşit döngünün var olmasına neden oluyor. Duruşumuz (hayat felsefesi, sosyal kimlik, toplumsal kimlik) ne dinlediğimizi belirliyor; dinlediğimiz şarkılar da hayata aynı duruş içinden bakmamızın devamlılığına neden oluyor. Belirli müzik tarzlarına kilitlenmiş insanlara bakın etrafınızdaki. Örneğin yerli pop müzik dinleyici kitlesine. Elbette ki tek kalıptan çıkmış gibi değiller ancak çok fazla ortak yönleri olduğunu göreceksiniz. Sadece benzer imajlarından bahsetmiyorum. Zihinlerindeki hayat imajından bahsediyorum. Hayatı algılama ve anlama biçimleri kendi içlerinde birbirine yakındır. Aynı şekilde metal müzik dinleyici kitlesi; kendim de kısmen aynı kitlede yer alarak kesinlikle çok fazla benzer yön olduğunu söyleyebilirim. Örnekler çoğaltılabilir.
Her sanat dalı gibi müzik de bazı düşünceler, bazı yorumlar ve elbette ki bazı duygular sonucu doğmuştur. Birbirine yakın duygu ve düşüncelerin gruplaşmasıyla farklı tarzların ortaya çıktığını görebiliyoruz. Her müzik türünün kendi içinde bir felsefesi vardır ve bunu yaşatmak en asli amacıdır. Sadece müzik tekniği açısından değil duygu ve düşünce daha doğrusu fikir açısından da çerçeveli bir felsefesi vardır. Bu yüzden hayat duruşu yakın olan insanların benzer bir türe yönelmiş olmaları garip değil.
Evet bu yazıyı buraya kadar okuduğunuza göre “Ee? Nedir yani?” sorusunu soruyor olmalısınız. Farklı tarzlarda müzik dinlemeliyiz gibi yönlendirici bir ana fikir ya da şu tarzı dinleyenler şöyledir bu tarzın müptelaları böyledir gibi bir analiz yapmayacağım. Yalnızca hayatımızda az ya da çok yeri olan müziğin birey ve toplum olarak üzerimizdeki etkisini görmeye çalışmanızı fısıldıyorum kulağınıza. Aslında bu sadece hayatı görebilmek adına adım atılması gereken bir çok yoldan sadece birisi. Hayatlarımızı kendimiz yaşarız, yönlendirilmiş ve şekillendirilmiş bir dünyada. Bu dünyayı anlarken şekillendiricileri görmenin en kolay yoludur müzik.
Müzikle kalın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bilmiyorum

Akşam

Yolda