Hayat: Boşluk
Bir mekandasınız. Çevresinde dört adet sandalye bulunan bir masada üç kişi oturuyorsunuz. Biraz sonra yanınıza biri yaklaşıp soruyor dördüncü sandalyeyi göstererek: “Pardon boş mu?”
Çok yakın bir arkadaşınızla başbaşa vermiş dertleşiyorsunuz. Sevgilinizden ayrılmışsınız. Acı çekiyorsunuz çünkü bunu dileyen siz değil sevgilinizdi. İçinizdeki hisleri anlatmaya çalışıyorsunuz sanki kelimeler yetebilirmiş gibi. Kısaca şöyle diyorsunuz: “Öyle bir his ki… sanki kendimi bomboş hissediyorum.”
Canınız epeyce sıkkın. Herşeyi olumsuz ve kötümser değerlendiriyorsunuz. Ancak dostunuzun canına artık tak etmiş. Herşey gün gibi ortadayken en kuytu köşelerden tutup çıkarttığınız bu olumsuz düşüncelerden sizi kurtarmak için şöyle diyor: “Bardağın boş tarafına bakacağına dolu tarafını görmeye çalış.”
Gündelik yaşamımızın içinde epeyce boşluktan bahsediyoruz. Yukarıdakiler gibi boşluğa dair yüzlerce örnek vermek mümkün. “Arkalar boş ilerleyelim baylar bayanlar” diyen otobüs şoföründen tutun da “Derslerini çok boşladın” nidalarıyla bizlere nasihat çeken büyüklerimize kadar oldukça kapsamlı kullanılabilen bir kelime boşluk.
Elbetteki Zen felsefesindeki “boşluk” kavramından bahsetmeyeceğim bu kısa yazıda. Tüm yaşamı boşlukla açıklamasına rağmen Zen felsefesi yerine kendi gözlerimizi kullanmayı öneriyorum yine.
Okumaya devam etmeden önce birkaç dakikanızı “boşluk” kavramını düşümeye ayırmanızı isteyeceğim. Genellikle bizde ilk uyandırdığı his olumsuzluktur boşluğun. Çünkü boşlukta birşey yoktur. Sandalyenin boş olması üstünde birinin oturmadığını gösterir. Kendimizi boş hissediyor olmamız düzenli ya da anlaşılabilir bir duygu ya da düşünceye sahip olmayışımızdan kaynaklanır. Bardağın boş tarafı çözümsüzlükle bağdaştırılırken dolu tarafı bize sunulan nimetler, fırsatlardır.
Yine aslında hepimizin bildiği bir şey söyleyeceğim. Boşluk, çevresindeki ya da çevresinde olması olası doluluklarla anlam kazanır.
“Su, konduğu kabın şeklini alır.”
Kendimizi boşlukta hissetme duygusunu ele alarak anlatmak isterim düşüncelerimi. Bahsi geçen boşluğun ortaya çıkmasının en temel nedeni mevcut düzenimizin değişmesi veya ortadan kalkmasıdır. Elbetteki değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ancak insan değişime kolay uyum sağlayamaz. Hayatımızdaki her değişim de düzensiz periyotlarla birleşerek düzenimizi bozar. Okuldan mezun olduktan sonra birçoğumuzun çalışmaya başlayana kadar hisssettiği şey boşluktur. Bir yakınımızı kaybettiğimizde, sevdiğimiz birinden ayrıldığımızda hissettiğimiz şey boşluktur. Boşluk hissi olgu, nesne ya da kişilerin hayatımızdaki anlamı ve bize yakınlığıyla doğru orantılı olarak artar veya azalır.
Sözlük okuyormuş hissinden sizi kurtarmak için bir soru sormalıyım sanırım. Bu boşluk anlarında/dönemlerinde ne yapıyoruz? Hiçbir şey mi? Neden?
Üstelik çevremizdeki tüm o hayatları düzenli insanlar bize eyleme geçmemizi tavsiye ederken.
Üstelik çevremizdeki tüm o hayatları düzenli insanlar bize eyleme geçmemizi tavsiye ederken.
Aslında o boşluk anlarında yaptığımız şey düşünmek, planlamak ve uygulamaya koymak için bir yol aramak. Geçmişe bakıp elimizdeki o son düzenli zamanı düşünmek. Biraz daha kendimizden uzaklaşarak kendimize bakalım ve tekrar düşünelim. O boşluk dönemlerinde kararlar veriyoruz ve hayata en büyük etkisi de burada başlıyor boşluğun.
Yeni terk ettiğimiz o düzene bakıyoruz. İsteyerek terk ettiğimiz bir düzense çıkış yolu bulmamız daha kolaydır. Eksikleri görür, doldurmak için neler yapılabileceğini düşünürüz ve bunları eyleme dökmek de nispeten daha kolay ve hızlı olur. Ancak düzenimiz dış etkenlerce bozulduğunda boşluk dönemimiz uzar. Bu, düzenin ne kadar değiştirildiğine bağlı bir süreç. Çünkü değişime bizi zorlayan etkenleri düşünmek için harcayacağımız bir zaman dilimi olacaktır. Sonra eski düzenimizi mi yoksa yeni bir düzen mi kuracağız bunun karar aşaması olacak. Daha sonra karar kıldığımız yolda yürümek için düşünülecek onlarca şey…
Farkındalığı çok üst düzeylerde olan bireyler de bu boşluk dönemini yaşadıklarından bu boşluğa düşmemek için altın sırlar elbette verilemiyor. Verilse de ben bu anahtara sahip değilim. Ancak yapabileceğimiz bazı şeyler yok değil. Öncelikle işe içinde bulunduğumuz düzeni anlamaya çalışarak başlayabiliriz. Ne kadarı sizin ne kadarı dış etkenlerin oluşturduğu bir dünyada yaşıyorsunuz? Kendi kararlarınız ne kadar etkili yürüdüğünüz yolda? Ve benzer bir çok soru daha sorarak kendimizden çok kıymetli bilgiler alabiliriz. Bu farkındalığımızı güçlendirecek yaşamsal değere sahip bir koz olacaktır.
İçinde bulunduğumuz durumu algıladıkça karşılaşabileceğimiz olası değişimleri görmeye bir adım daha yaklaşıyoruz aslına bakarsanız. Geleceği görebileceğimizi söylemeye çalışmıyorum ama geleceğe ne katabileceğimizi kısmen bilebileceğimizi söylediğim doğru. Şimdi kendimizi boşlukta hissetme duygusunun biraz daha ötesine geçip “boşluk” olgusunu daha geniş bir açıyla hayatımızda görmeye çalışalım.
Yazının başındaki örnekleri tekrar okuyabilirsiniz. Kendi örneklerinizi düşünebilirsiniz ki bunu yapmak daha keyiflidir. Şuan o “boşlukları” birer fırsat gibi görmenizi istiyorum. Yani boşluk olgusunu olumsuzluktan kurtarıp onun olumlu birşey olduğunu düşünün. Otobüsün arka sıralarındaki o boşluk size daha fazla rahat edeceğiniz bir mekan sağlayacak, o boş sandalye belki sizin veya bir arkadaşınızın ayakta kalmasını önleyici bir çözüm olacaktır.
Evet güzel soru; ne anlatmaya çalışıyorum? Nasıl ki kendimizi içinde hissettiğimiz boşluk duygusu bozulan düzenimizi yeniden kurma süreciyse kendimiz dışındaki tüm boşluklar da başka düzenleri ve dengeleri kurabileceğimiz anlar. Düzenimiz içinde karşılaştığımız biz haricindeki tüm bu boşluklar bizim veya başkalarının düzenleriyle ilgilidir. Bu boşlukları doldurmak iletişim, verimlilik, sürdürülebilirlik vb. bir çok olguya kendimizden bir şeyler katmamız anlamına geliyor. Bunların neler ve nasıllarını sizlerin hayalgücüne ve tecrübelerinize bırakıyorum.
Yukarıdaki karmaşayı bir düzene sokmak gerekirse hayatlarımızın bazı dönemlerinde “boşlukta” kalıyoruz. Bu boşluk süreci boşluktan hemen önceki düzenimiz doğrultusunda şekilleniyor ve o boşluktan hemen sonraki düzenimizle anlam kazanıyor. Bu boşluk anlarında bize ait olmayan, yaşamımız içinde karşılaştığımız boşluklar bize çok net görünemeyebilir ancak düzenimiz içinde karşılaştığımız tüm boşluklar bizlere fırsatlar yaratıyor; hem kendi hayatlarımız için hem de hayat bütünü için.
Boşluklarınıza anlam katmanız dileğiyle…
“Pardon bu sandalye boş mu?”
Yorumlar
Yorum Gönder